6 Kasım 2013 Çarşamba

Khaled Hosseini'den Ortadoğu'ya Dair: Ve Dağlar Yankılandı*


Khaled Hosseini'nin romanları özellikle Avrupa ve Amerika'da çok seviliyor ki aslında sebep gayet açık: Oryantalizme duyulan o ağdalı ilgi. Kulağa masal gibi gelen ama aslında şaşırtıcı derecede gerçekliğe yakın olan acı yüklü hikayeler. O hikayeleri dinlemenin ve başkalarının acılarına bu kadar yakın olabilmenin yarattığı zevkli şaşkınlık.

Tolstoy, Anna Karenina'nın giriş cümlesinde şöyle der: 'Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır. Hosseini'nin yarattığı Ortadoğu da, içinde türlü mutsuzluk hikayeleri barındıran kocaman bir aileyi andırıyor.

Ve Dağlar Yankılandı'da da aynı formülden şaşmıyor yazar. Hatta işin içine çok daha fazla karakter ve dolayısıyla çok daha fazla hikaye sokarak daha da girift bir hale getiriyor. Hikaye Afganistan'ın çorak bir köyünde, Peri ve Abdullah ile başlıyor ama elbette ki orada durmuyor, kilometrelerce yol tepip Fransa, Yunanistan ve Amerika'ya kadar uzanıyor. Ama başlangıç noktası hep Afganistan, hep Ortadoğu.

İç burkan, akıcı ve güzel kitapların yazarıdır Khaled Hosseini.
Mutlu sonlarla pek işi olmaz,
hadi oldu diyelim, o zaman bile ağızda acı bir tat bırakır.
Ve Dağlar Yankılandı acı bir kitap, acı ama bir o kadar lezzetli.

1 Kasım 2013 Cuma

Sinan Sülün'den Sıradanlığın Zaferi: Karahindiba*


Sinan Sülün'den 3 hikaye: Aralık, Mavi Pelikan ve Karahindiba.

Bakar körlerin dünyasından çıkmış 'gören' bir adamın hikayeleri bunlar. Hepsi de öyle güzel ve doğru bir gözlemin ürünü ki; işinden-eşinden ayrılmış bezgin Rıfat da sizsiniz, iş görüşmelerinde saçma sapan onlarca soruya maruz kalan Adnan da, o bembeyaz tüylü, kara gözlü pelikan da.

Güzel bir kitap sözcükleriyle dokunur size. Temas gibi bir şeydir, hissedebilirsiniz neredeyse. “Sevmediğin insanlar için sevdiğin insanları incitme abi.” Tek başına hiçbir kudreti olmayan dünyanın en basit sözcüklerinin bir araya gelince böylesine net, sade ve güzel olması; işte budur size dokunan, hatta tutan, sarsan.

Marguerite Duras şöyle der: “Şimdiye kadar sokakta kimsenin arkasını dönüp de bana baktığını sanmıyorum. Ben sıradanlığın ta kendisiyim. Sıradanlığın zaferi...”

Karahindiba’da sıradanlığın zaferidir, ta kendisidir.