8 Nisan 2013 Pazartesi

Jodie Meadows'dan Ölümsüz Ruhlara ve Ruhsuzlara Dair*



‘Binlerce yıldır, Sur’da milyonlarca ruh yeniden, yeniden dünyaya geldi, her bir yeni yaşamda da geçmiş yaşamlarındaki anılarını ve deneyimlerini beraberinde getirdi. Ana ise bir yeniruh; yani Ana doğduğunda bir başka yeni ruh yok oldu. Kimse bunun sebebini bilmiyoru ve bu, bir felaketin habercisi olabilir.’

Li hamile kaldığında, herkes bir kaç yıl önce ölen Ciana’nın geri gelmesini bekliyordu. Ama doğumla birlikte daha önce hiç karşılaşılmayan bir duruma şahit olundu. Li, daha önce defalarca ölmüş ve defalarca doğmuş Ciana’yı değil, kimsenin tanımadığı yepyeni bir insanı, yepyeni bir ruhu doğurmuştu. Bu Ana’ydı.

Ana, uzunca bir süre kendini Ciana olduğuna inandırmaya çalıştı. O an için hiçbir şey hatırlamıyor olabilirdi ama anılar bir şekilde geri gelecekti, geçmiş yaşamlarını hatırlayabilecekti. Ama olmadı, o Ciana değildi; o tekti, bir yeniruhtu. Ya da annesinin deyimiyle bir ‘Ruhsuz’.

Ana, 18 yaşına kadar annesi Li ile birlikte Mor Gül Kulübesi’nde yaşar. Li, ruhsuz olduğuna inandığı kızını Kalp’den, yani şehirlerinden uzaklaştırmış, bu kulübeye getirmiş ve başka bir ruhun ölümüne sebep olduğuna inandığı için ona hiçbir zaman sevgi göstermemiştir. Ana, annesi için zararlı, uzak durulması gereken, hastalık gibi bir şeydir. Onun sevilmemesi gerektiği gibi, sevmeye de hakkı yoktur.

18. doğumgününde Ana kulübeden ayrılmaya karar verir. Amacı, Kalp’e gitmek , kaynaklardan yararlanmak ve varoluşuyla ilgili bilmeceyi çözmektir. O nasıl bu şekilde dünyaya gelmiştir? Ciana'ya ne olmuştur?

Kalp yolunda Sam ile karşılaşır. 18 yaşlarında görünen ama aslında 5000 yaşında olan bu çocuk, Ana’ya diğerlerinden farklı bir gözle bakar. Ona, ilk defa doğmasının ruhsuz olduğu anlamına gelmediğini söyler. Elbette ki onun da bir ruhu vardır, sadece diğerlerine göre biraz daha yenidir (5000 yıl kadar), o kadar.

Kitapta fiziksel tasvirlerden olabildiğince kaçınılmış. Satır aralarınıa serpiştirilen bilgilerden, ana karakter olan Ana’nın ufak tefek, kestane rengi saçlı, çilli bir kız olduğu  sonucunu çıkarabiliyoruz sadece. Ama bunun yanında, ayrıntılı olarak üzerinde durulan kişilik çözümlemeleri sayesinde, karakterin iç dünyasına birebir şahit olabiliyoruz.

Yazar, 5000 yıllık ruhları oldukça ilgi çekici bir şekilde aktarmış okuyucuya. Var olan 1 milyon civarındaki ruh, öldükten sonra en az 1, en çok 10 yıl içinde yeni bir bedende tekrar dünyaya gelmektedir.  Bir ruhun önceki hayatında iri yarı, sakallı bir adam olması, yeni hayatında ufak tefek, narin bir kadın olamayacağı anlamına gelmemektedir. Kalp’in varolan tüm ruhları, sırası gelince hem erkek hem de kadın olarak bir çok kere dünyaya gelmiş, ölümün türlü çeşidini tatmıştır. Görüntüleri her seferinde değişmiş ama deneyimleri zihinlerinden asla silinmemiştir.

‘Bir süre albümün sayfalarını karıştırdıktan sonra, kollarını birbirlerinin omuzlarına atmış, kırklarının başındaki iki adamın renkli bir fotoğrafını gösterdi. İkisi de fotoğraf makinesine gülümseyen adamlardan biri, diğerine göre daha cüsseliydi ve eli şapkasının siperindeydi. Diğer adamın yüzünde, ağzının bir ucunun yukarı kalkmasına neden olmuş sinsi bir gülümseme vardı. Çekici değildi aslında. Kötü bir cildi ve seyrelmiş saçları olsa da, gülümsemesi ve etrafına yaydığı enerji- ‘Bu sensin,’ dedim, o adamı göstererek.
Sam-genç, yakışıklı bir adam- göz ucuyla bana baktı. ‘Emin misin?’
‘Kesinlikle.’
Tek bir kere başını salladı. ‘Diğeri de Stef. Bu fotoğraf çekildikten bir hafta sonra bir kazada ölmüştü.’ Fotoğrafta görünen Sam’in, yanımda oturan Sam’le aynı adam olduğuna inanmak ne denli güç olsa da, bu sabah tanışmış olduğum kadının, fotoğraftaki diğer adam olduğuna inanmak çok daha güçtü.
Sam,  müzik yapan iki adamla bir kadının fotoğrafını gösterdi. Adamlardan biri piyano başında olduğundan ilk içgüdüm onun Sam olduğunu söylemek olacaktı ki, bana çok doğruymuş gibi gelmedi. Tanıdık bir şeyler bulmak için fotoğraftaki insanları daha yakından inceledim.
Piyanodaki adam kesinlikle Sam değildi. Piyanonun başında oturuşuyla iiligli bir şeydi bu. O ana dek Sam’in yalnızca bir kaç kez çaldığını görmüştüm ama onun asla piyanoyu sahiplenmediğini anlamama yetmişti bu. Sam, piyanosunu okşuyordu. Diğer adamın elinde bir flüt vardı ama çalmıyordu, bu nedenle yüzündeki ifadeyi çözmek kolaydı. Bu bildiğim Sam ifadelerinden değildi. Çok fazla... çok fazla başkasıydı.
Kemanlı kadına baktım.
Uzun boylu, yumuşak, kıvrımlı hatlara sahip bu kadın kemanını çalarken yüzünde arzulu bir ifade taşıyordu. Rahat duruşunda ve piyano ya da piyanoyu çalan adama-hangisine baktığını kestirememiştim- bir şey vardı. Fotoğraftaki kadının yüzüne dokundum.
‘Buldum seni’

Ruhsuz, 3 kitaplık bir serinin ilk halkası olduğu için olaylar bu kitapta tam olarak açıklığa kavuşmuyor. Yeni sorular, dolayısıyla da verilmesi gereken yeni cevaplar var. İkinci kitap Asunder’e kadar beklemedeyiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder