13 Nisan 2013 Cumartesi

Mine Söğüt'den Beş Sevim Apartmanı ve Cinler ve Periler ve Rüyalar*



Deliliğin sınırlarında gezinmiyor bu roman, aksine tam ortasında cirit atıyor.

'Pencerelerin öyküleri yaşamın tüm sırlarını içinde saklar.'

Kitap bu cümleyle başlıyor ve 127 sayfa boyunca iddiasından bir an bile uzaklaşmıyor. Beş Sevim Apartmanı ve bu apartmanın beş penceresinin kendine özgü birer sırrı var, sırayla bir bir izliyoruz hepsini. Bir de bodrum katı var ki, orada bambaşka bir hikaye yaşanıyor.

Önce, Beş Sevim Apartmanı'nın, apartman olmadan önceki haline şahit oluyoruz. Yıllar öncesine, Cihangir'deki Pürtelaş Sokağı'na, 17 numaralı ahşap eve gidiyoruz.

'Yıllar önce İstanbul'un Cihangir semtinin yokuşlarla, merdivenlerle haşır neşir sokaklarında yerini henüz betonarme binalara kaptırmamış solgun, sessiz ahşap evler vardı. Çoğu yıkılmaya yüz tutan, aralıklı ahşaplarının içinden sert Boğaz rüzgarlarının uğultusu hiç eksilmeyen bu evlerden biri de Pürtelaş Sokağı'ndaki 17 numaralı ahşap evdi. Yüz yaşını aşkın bir zamandır ayakta kalan, başından geçen üç yangına rağmen yıkılmayan bu 17 numaralı ahşap evde Beş Sevim Huriye diye tanınan yaşlı bir kadın yaşardı.'

Henüz ahşap ev yıkılmamış, henüz yıkılan ahşap evin yerine apartman yapılmamış ve henüz o apartmana Beş Sevim Huriye Hanım'ın ismi verilmemiş. Sahi neden apartmana onun adını vermişlerdi ki? 

'O ılık haziran gecesi, uykusu yıllardır ilk kez erkenden geldi. Ve  o ılık haziran gecesi, uykusunda ilk kez cinli perili rüyalar gördü.'

Bu andan sonra da, ne o ılık ve uğursuz haziran geceleri ne de cinler periler romandan eksik olmadı.

Beş Sevim Huriye Hanım'dan yıllar sonra, ahşap evin yerine yapılan apartmana Doktor Samimi adında bir adam taşındı. Bodrum katına kendi yerleşti, diğer beş kata da akıl hastanesinden türlü katakulliyle çıkardığı beş kişiyi yerleştirdi. Doktor Samimi dahil hepsinin çok önemli bir sırrı vardı. Hepsi cinli periliydi. Ama Doktor Samimi'nin diğerlerinden ayrıldığı çok önemli bir nokta vardı, Samimi Bey cinleriyle perilerine savaş açmıştı. Çocukluğunda kendisine büyülü bir dünya sunan, ama sonra hayatı zehir eden bu gizemli yaratıklardan kurtulmanın bir yolunu bulmak istiyordu. Onu içten içe zehirleyip, yavaş yavaş yok etseler bile...

İşte beş dairesine, beş tane cinli periliyi yerleştirdiği bu apartmanda durmadan çalışır Doktor Samimi Bey. Beş ayrı vaka vardır önünde, beş ayrı hikaye... Oğuz, Yeşim, Yusuf, Elif ve Melike'nin hikayeleri. Karakterlerin önce cinperili hikayelerini, sonra gerçek hikayelerini dinleriz kitap boyunca. Ah o cinperiler nasıl da bulandırmıştır suları.

Karakterlerin hepsi büyük çocukluk travmaları yaşamış ve taa o dönemden kendilerine yeni bir dünya yaratmıştır. Cinperiler de bu dünyanın kadim dostları olmuştur. Sıklıkla da düşmanı. 

Kitapta, hikayelerin içine yedirilmiş bolca rüya tabiri de var. Tabi bunlar bizim bildiğimiz tabirlerden değil. Bunlar cinli perili tabirler, karanlık tabirler, hikayeleri mühürleyip karakterleri içine hapseden tabirler.

'Rüyada kurdele görmek ölüme işarettir. Rüyasında kurdele gören kimsenin yakınlarından biri ölür. Ölür. Ölür. Ölür...'

'Rüyada cinayet görmek, gören kimsenin kendine olan güveninin artacağı anlamına gelir... Rüyasında cinayet işlediğini gören kimsenin gözü, artık kuzgundan da karadır.'

'Rüyada cüce görmek, o kimsenin hayallerinin alt üst olacağı anlamına gelir. Rüyasında cüce görenin, korku damarından ince ince bir acı sızar. Etrafı gama eleme bular...'

Mine Söğüt, son zamanlarda okuduğum en etkileyici satırlara imza atmış. Daha önce de söylediğim gibi, bu roman deliliğin sınırlarında gezinmiyor, tam ortasında cirit atıyor. Öylesine özgün, öylesine karanlık ve her bir satırı öylesine leziz ki, mutlaka okunmalı.

Not: İki sene Cihangir'de, Pürtelaş Sokağı'nda yaşadım, Doktor Samimi ve çetesiyle komşu sayılırım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder