4 Mart 2013 Pazartesi

Bir Tutam Hunger Games, Bir Tutam The Bachelor ve Voilà! Beni Seç*



Kiara Cass'ın Beni Seç'i, son zamanların en popüler kitabı. Kitap bloglarını takip edenler de zaten farkındadır bu durumun. Uzun süredir, 'Kitap ne zaman çıkacak? Çevirisi ne zaman bitecek? Hangi yayınevlerine ulaştı acaba?' gibi türlü türlü sorular soruluyor, cevaplar veriliyordu. Neyse ki kitap artık herkese bir tık uzakta, satışlar çoktan başladı. Ben bu çok konuşulan kitaba, bir pazar öğleden sonra başladım, akşam saatlerinde de bitirdim. Konu ilgi çekici, üslup ise su gibi akıcı olduğundan bu durum kaçınılmazdı zaten. Gerçekten de ara sıra böyle kitaplar okumak gerektiğini düşünüyorum zira bu tür kitaplar, türlü karmaşayla allak bullak olmuş beyinleri pofidik bir bulut gibi kaplayıveriyor, şahane bir rahatlık veriyor insana. Gerçek dünyadan kaçış için daha iyi bir yöntem düşünemiyorum. 2 bölüm oku, hoop Illéa'dasın; 1 bölüm daha oku, hoop saraydasın!

Kitap kapağında, Publishers Weekly'nin şöyle bir yorumu var:

'Açlık Oyunları ile The Bachelor arasında bir yerde duran bu roman öyle eğlenceli ki.'

Açlık Oyunları serisini, özellikle de serinin ilk kitabını çok severim. Yazar kanımca çok başarlı bir distopik dünya yaratmıştır. The Bachelor ise saçma ama eğlenceli kategorisinde zirveye oynayabilecek yapımlardan biridir gözümde. Publishers Weekly, Beni Seç'in bu ikisinin karışımı olduğunu söyleyerek merak unsurunu zirveye çıkarmayı başarmış, bu yüzden aferin sana Publishers Weekly!

Konudan bahsedelim. Illéa ülkesi, dördüncü dünya savaşının küllerinden doğan taptaze bir ülke. Monarşiyle yönetiliyor ve belli bir kast sistemleri var. Sistem 1'den 8'e kadar sınıflandırılmış durumda. 1. sınıf kraliyet ailesine ayrılmış. 1'den 8'e doğru gittikçe refah seviyesi düşüyor. Kast sisteminin dibi olarak niteleyebileceğimiz 8. sınıf en fakir, en zavallı insanların yuvası. Kitabın kahramanı America Singer ise bir 5. sınıf üyesi ki bu sınıf 'Sanatçılar' olarak adlandırılmış. Genellikle aç kamıyorlar ama bütçeleri çok kısıtlı. Aile üyelerinin hepsi sanatın belli alanlarında uzmanlaşmış durumda. America ve annesi müzik alanında kendilerini geliştirirken, kız kardeşi ve babası resme yoğunlaşmışlar. Geçimlerini bu yolla sağlıyorlar. America'nın büyük bir aşkla bağlı olduğu sevgilisi Aspen ise 6. sınıfın üyesi, yani o bir hizmetçi. America'nın kendisinden bir üst sınıfa ait olmasını hazmedemiyor, bu durum aralarındaki en büyük sorun.

Tekdüze bir şekilde süren hayatları, Illéa'nın ulusal kanalında yayınlanan bir haberle altüst oluyor. Krallık, biricik prenslerinin evlenebileceği bir prenses aramaktadır ve bu arayış 'seçim' yoluyla gerçekleşecektir. Seçime, ancak 16-20 yaş aralığındaki genç kızlar başvurabilecek ve kura yöntemiyle her bölgeden 1 kız seçilecektir. Ve tabi ki o kızın ve ailesinin hayatı değişecektir. 

America pek gönüllü olmasa da seçime katılmayı ve 35 kızdan biri olmayı başarıyor. Prens, içlerinden birini seçene kadar Illéa sarayında yaşayacak. Hiç alışık olmadığı şekilde, çok güzel giyinmek, çok güzel görünmek ve gerçek bir leydi gibi davranmak zorunda.Hem de tüm kameralar, dolayısıyla tüm Illéa halkının gözü üzerindeyken.

America, seçimden önce sevgilisi Aspen tarafınfan terk edilmiş ve bu yüzden saraya kırık bir kalple gitmişti. Ama unutmamak gerekir ki, sarayda onu bekleyen yakışıklı bir prens var. America Aspen'i unutup, Prens Maxon ile yakınlaşmayı başarabilecek mi? America'nın yaşadığı bu ikilem kitabın kilit noktalarından birini oluşturuyor. Aspen mi, Prens Maxon mı?

Ben bu aşk hikayesinden ve America-Aspen-Maxon üçgeninden ziyade, betimlenen kast sisteminden keyif aldım. Fakat şunu da söylemeliyim ki, sistemin çok daha ayrıntılı şekilde anlatmasını tercih ederdim. Bahsi geçen tüm sınıfların meslek tanımlarının ve toplumdaki statülerinin biraz daha detaylandırılması şahane olurdu. Kimbilir, belki ikinci kitapta daha ince ayrıntılarla örülmüş bir Illéa görürüz.

Serinin ikinci kitabı The Elite şu anda çeviri aşamasında, umuyorum ki kısa sürede raflarda yerini alır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder