13 Şubat 2013 Çarşamba

Marc Levy'den 'Neredesin?': Kesişemeyen Yollara, Kopamayan Ruhlara Dair*



Newark Havaalanı'nda küçük bir kafe. Cam kenarındaki masada oturan 20'lerinde bir adam. Bir sıkıntısı var gibi, arada kapıya kaçamak bakışlar atıyor. Sıkıntılı bekleyiş sonunda meyvesini veriyor ve içeriye, neredeyse paçalarından bile özgüven akan, hayat dolu bir kadın giriyor. Philip ve Susan'ın hikayesi işte böyle başlıyor.

Onlar bebekliklerinden beri birbirlerini tanıyorlar. Birbirlerine hem arkadaş, hem sevgili, hem dost olmuşlar. Ama ilk defa ayrı düşecekler çünkü Susan Peace Corps'a katılıyor ve ülkesinden çok uzağa, Honduras'a gidiyor. Peace Corps, 1961 yılında J. F. Kennedy tarafından kurulmuş bir yardım örgütü. Gönüllülük esasıyla çalışıyorlar ve özellikle doğal afetlerin eksik olmadığı ülkelere yardım gönderiyorlar. Susan da bir kasırgayla sarsılmış Honduras'a gidiyor tam 2 yıllığına. Bu süre zarfında durmadan Philip ile mektuplaşıyorlar ama tam dönüş vaktı geldiğinde Susan kötü haberi veriyor. Orada biraz daha kalması gerekiyor çünkü ona ihtiyaçları var. Hem, nihayet hayatının bir anlamı olduğunu hissediyor.

Susan, Philip'e yazdığı bir mektupta bu durumu şöyle açıklıyor:

'Buraya geldiğimde, herkesten daha zeki, daha eğitimli ve her açıdan daha fazla güven sahibi olduğumdan hiç kuşkum yoktu. Ama yanlarında geçirdiğim her gün, onların benden daha güçlü olduklarını, benimse onlardan daha zayıf olduğumu gördüm. Acaba onları bu kadar güzel kılan şey öz saygıları mı? Yaptığım iş, savaşların kırıp geçirdiği bir topluma yardım götürmeye benzemiyor. Buradaki kirli savaş rüzgara ve yağmura karşı veriliyor. Ne iyiler var ne kötüler, ne taraf var ne de neden; akıllara durgunluk veren bir felaketin göbeğinde, insanlıktan başka hiçbir şey yok. Ve imkansız bir umudun küllerinin arasından, yalnızca onların cesaretleri sayesinde hayat tekrar canlanıyor. Onları sanırım bu yüzden seviyorum ve biliyorum ki yine aynı nedenden ötürü hayranım. Buraya, birer kurban oldukları düşüncesiyle gelmiştim ama bana her an bundan çok başka olduklarını gösteriyorlar ve bugün bana, benim onlara verdiğimden çok daha fazlasını veriyorlar.'

Susan'ın Honduras günleri bir türlü sona ermez, Philip sabırla bekler ama Susan asla dönmez. Artık Philip'in de bir hayat kurması kaçınılmazdır. Evlenir, bir de çocuk yapar. Eskiden aralıksız mektuplaştığı Susan'dan son 7 yıldır hiç haber alamamıştır ama artık hayatı iyi kötü rayına oturmuştur. Derken bir sabah kapı çalınır ve her şey altüst olur. 

Susan'ın, Philip'e yazdığı başka bir mektubun minik bir parçası son söz olsun.

'Philipçiğim, son mektubumdan bu yana birkaç hafta geçti ama zaman burada başka türlü akıyor. Sana bahsettiğim minik kızı anımsıyor musun? Onu yeni babasının yanına geri götürdüm. Bacağını kurtaramadılar, adamın onu karşısında bu halde görünce göstereceği tepkiden korkuyorum. Kızı almaya Puerto Cortes'e gittik, Juan da benimle geldi. Çocuğu üzerine yatırırız diye Dodge'un arkasına un çuvalları sermişti. Hastaneye geldiğimde, bu kız çocuğunun koridorun sonunda bir sedyeye uzanmış beklediğini gördüm. Bütün dikkatimi yüzüne vermek  ve kesilmiş olan bölgeye bakmamak için kendimi zorluyordum. Neden var olan her şeyi bir kenara itip var olmayana takılırız? Neden yolunda giden şeylerin tadını çıkarmak varken yolunda gitmeyenleri önemseriz? 'Küçük kız, sakatlığıyla nasıl yaşayabilecek?' diye düşünmeden edemiyordum. Juan sessizliğimin anlamını özdü ve ben kızın yanına gitmeden önce kulağıma fısıldadı: Ona acını belli etme, neşeli olmalısın, onu farklı kılan bacağının kesilmiş olması değil; bu, onun hayatta kalmasının hikayesi.'

Bu ara Peace Corps hakkında bilgi edinmek isteyenler kuruluşun sitesini şuradan inceleyebilir: Hoop tık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder