8 Şubat 2013 Cuma

Çizgili Pijamalı Bir Çocuk Gözüyle 'Fury', 'Out-With' ve Savaşa Dair*


'Tam olarak fark neydi? Kendi kendine düşündü: Hangi insanların çizgili pijama, hangilerinin üniforma giyeceğine kim karar vermişti?'



Çocuk kitapları arasında satılan Çizgili Pijamalı Çocuk’un anlatıcısı 9 yaşındaki Bruno’dur. Anlatımı o kadar hafif, dili o kadar yalındır ki, bu kitabı küçük bir çocuk bile rahatlıkla okuyabilir ama aynı zamanda anlamı o kadar ağır, duygusu o kadar yoğundur  ki bir yetişkin dahi bu ağırlığın altında ezilebilir.  İşte böyle bir kitap Çizgili Pijamalı Çocuk.

Daha  önce Art Spiegelman’ın Maus’u hakkında bir şeyler yazmış ve soykırımın, işlenmesi ne kadar zor bir konu olduğundan bahsetmiştim. Bu kitapta hem soykırım işleniyor, hem de olaylar 9 yaşındaki bir çocuğun gözünden anlatılıyor. 

9 yaşındaki Bruno, Fury’nin isteği üzerine, annesi, babası ve kız kardeşi ile birlikte Out-With’e taşınır. Bruno’nun ismini düzgün telaffuz edemediği bu kişi Führer, yer ise Auschwitz’dir. Evleri kampın o kadar yakınındadır ki, camdan dışarı baktığında çizgili pijama giymiş insanları rahatlıkla görür ama gözü en çok çocuklara takılır. Ve onları çok kıskanır; kendisi eve tıkılıp kalmışken orada bir sürü çocuk vardır ve gönüllerince oyun oynayabilmektedir.  Ama anlayamadığı bir şey vardır: Onca insan neden aynı çizgili pijamayı giyiyor ki?

'Baktıkları her yerde insanlar görüyorlardı; uzun, kısa, yaşlı, genç... hepsi hareket halindeydi. Bazıları gruplar oluşturmuş, önlerinde gidip gelen bir asker, onlara bir şey söylüyormuş gibi ağzını açıp kapatırken, elleri yanlarında, başlarını dik tutmaya çalışarak, kımıldamadan duruyorlardı.

'Bir gerçek vardı. Küçük çocuklari büyük çocuklar, babalar, büyükbabalar, amcalar, herkesten uzak duran ve akrabaları yokmuş gibi olan insanlar... hepsi aynı kıyafeti giyiyorlardı. Gri çizgili pijama ve başlarında gri çizgili bir takke... 'Ne kadar inanılmaz!' diye mırıldandı dönmeden önce.'

Bruno  yalnızlıktan bunaldığı bir gün evden çıkar ve evleriyle toplama kampını birbirinden ayıran tel örgü boyunca yürür, yürür, yürür ta ki evleri  gözden kayboluncaya kadar. Sonra ileride, tel örgünün öteki tarafında hiç beklemediği bir şey görür: Bir çocuk, hem de kendi yaşlarında bir çocuk. 

'Ama o anda, ta uzaklarda bir nokta belirdi ve ne olduğunu daha iyi görebilmek için gözlerini kıstı. Sonra Bruno yaklaştıkça, o şeyin ne bir nokta, ne bir benek, ne bir damla, ne bir şekil olduğunu gördü: Bir insandı. Aslında bir çocuktu.'

Bu Schmuel’dir. Bruno bu adı daha önce hiç duymamıştır. Bunu Schmuel’a söylediğinde şöyle bir yanıt alır:

'Tel örgünün bu tarafında düzinelerce Schmuel var, dedi küçük çocuk. Belki de yüzlerce. Keşke sadece kendime ait bir adım olsaydı.'



Bruno artık her öğleden sonra tel örgü boyunca yürür ve yeni arkadaşıyla buluşur. Bazen ona yemek de getirmektedir çünkü o çok zayıftır ve çok aç görünmektedir. Bir gün ellerini yan yana getirirler, Bruno’nun sağlık fışkıran ellerinin yanında Schemual’in incecik parmakları bir iskeleti andırmaktadır.  Ama Bruno arkadaşıyla buluşmaya giderken bazen yolda çok acıkır ve dayanamayıp  ona götürdüğü yemekleri yiyiverir. Bruno çok küçüktür, yol ona çok uzun gelmektedir ve arkadaşının açlığı hakkında hiç bir fikri yoktur. 

Schmuel bazı günler çok üzgün olur. Bruno’ya  dedesinin ortadan kaybolduğunu söylediği gün de böyle bir gündür. Babasına, dedesinin nerede olduğunu sormuştur  ama bir türlü cevap alamamıştır. Çok geçmeden Schmuel'in babası da ortadan kaybolur, Schmuel çok endişelidir. Bruno’ya göre babası iş için bir yerlere götürülmüştür ve yakında geri dönecektir. Schmuel ona inanmak ister ama endişesi dinmez, Bruno’dan babasını bulması için yardım ister.  Ama Bruno’nun Schmuel’a yardım edebilmesi için birlikte ipucu aramaları, ipucu arayabilmeleri için de Bruno’nun tel örgünün öteki yanına, çizgili insanların dünyasına geçmesi gerekmektedir. Acaba Bruno içten içe bir terslik olduğunu hissetmesine rağmen tel örgüden geçmeye cesaret edebilecek mi?

Kitabın bu kadar etkileyici olmasının sebebi, bir çocuğun bakış açısıyla yazılmış olması sanırım. Çünkü iyiyle kötüyü ayırt edebilmek başka şey, Bruno'nun yaptığı gibi kötülüğe safça şaşırmak, akıl erdirememek başka.

Peki şimdi bu kitaba çocuk kitabı diyebilir miyiz? Hiç sanmıyorum.

Bu arada kitap 2008 yılında filme uyarlanmış, şuradan incelenebilir. Bu da trailer'ı.





7 yorum:

  1. Çok teşekkürler harika anlatmışsınız.Bu benim Türkçe ödevimdi ve çok işime yaradı teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  2. teşekkürler harika benimde türkçe ödevimdi

    YanıtlaSil
  3. ana fikri ne kitabınnn ?????

    YanıtlaSil
  4. Bütün karakterleri yazar misiniz acil

    YanıtlaSil