9 Ocak 2013 Çarşamba

Hande Altaylı'dan Kahperengi*



Hande Altaylı'nın bu çok arabesk isimli kitabının, aynı ölçüde arabesk bir de konusu var. 31 bölümden oluşan kitapta yazar geri dönüş tekniğini sıklıkla kullanmış. İlk bölüm günümüzle başlarken sonraki bölüm Narin'in geçmişine gidiyor, sonra tekrar günümüz, sonra tekrar geçmiş. Bir ileri bir geri yaparak hem çocukluğuna hem şimdiki haline vakıf oluyoruz Narin'in.

Arabesk diye addettiğim konudan bahsetmek gerekirse, bir Türk filminden beklenebilecek tüm klişelerin bu kitapta yer aldığını söyleyebiliriz. Narin, Yaslıhan adında küçük bir Ege kasabasında doğar. Babası Moskof Recep, annesi Hatice, abisi Mehmet ve kız kardeşi Şadiye ile birlikte yaşamaktadır. Babasının, dünyalar çirkini annesiyle evlenmesinin tek sebebi elinin biraz para göreceği umududur. Evlendikten kısa süre sonra umutları fos çıkar ve zaten sevmediği karısından iyice nefret eder. Bu öyle güçlü bir duygudur ki, tüm hayatı onun üzerine şekillenir. Kasabası, mahallesi, evi ve hatta çocukları bile bu nefretten nasibini alır.

Narin ve kardeşleri sapsarı saçları, masmavi gözleriyle kara kuru çirkin annelerine hiç benzememektedir ama bu Moskof Recep için yeterli değildir. Annelerini hatırlatacak herhangi bir davranışta bulunmaları, babalarının içindeki nefretin körüklenmesi için yeterlidir. Moskof Recep, karısından bir iz görene kadar sever çocuklarını.

'Mehmet üç yaşına gelip de Recep onda Hatice'yi görene kadar sevmişti oğlunu. Sıcak bir yaz sabahı oğlan ter içinde uykudan kalkıp yatağın içinde dikilmiş ve babasına Hatice'nin gözleriyle bakmıştı. Aslında Mehmet'in kocaman mavi gözlerinin, Hatice'nin kömür karası gözleriyle hiçbir benzerliği yoktu; ama o bakış... İşte o bakışa sinmişti karısı. Çocuk daha uyku mahmurluğunu üzerinden atıp yatağından inmeden, kabuğunu terk eden bir sümüklüböcek gibi sıyrılmıştı sevgisinden Recep. Ansızın ve tamamen.'

Narin bu sevgisiz ailede büyür. Ailenin her ferdi Recep'den ölesiye korkar, Recep'de bu korkuyu boşa çıkarmamak adına hepsini düzenli olarak döver, dövmezse hakaret eder. Hatice yediği dayaklara rağmen kocasından kaçmayı bir an bile düşünmez, düşünmediği gibi kocası başka bir kadınla kaçınca ağlar, sızlar, ardından yas tutar. Yıllar içinde Mehmet babasının bir kopyasına dönüşürken, Şadiye bir karakter dahi oluşturmayı beceremez; öylesine sindirilmiştir.

Narin bu şartlar altında yaşamaya çalışmaktadır. Türlü zorluklara karşın okula gitmeyi başarmıştır, üstelik  başarılıdır da. Tüm bu olaylar arasında, 16 yaşında ilk kez aşık olur. İşte Kahperengi gözlü Fırat burada devreye giriyor ve Narin'in ilk aşkı tabi ki hüsranla sonuçlanıyor. En sonunda yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen Narin üniversite sınavını kazanıyor; Yaslıhan'ı, ailesini ve ilk aşkını arkasında bırakarak İstanbul'a kaçıyor.

Bu sefer Narin'in İstanbul'daki hayat mücadelesini izliyor ve hayatına giren o çok önemli insana tanık oluyoruz: Deniz. Ben bu kitapta en çok Deniz ve Narin'in arkadaşlıklarından keyif aldım sanırım. Utangaç, narin, ürkek Narin'le, ona taban tabana zıt Deniz ve aralarındaki tuhaf denge. Narin üniversitedeki ilk senesinde tanışır Deniz'le. Deniz çok zengindir, uçarıdır, neşelidir; Narin'in olamadığı her şeydir. Ama o da kimsesizdir aslında, geçmişindeki hayaletlerle boğuşmaktadır. İkisi birbirine kol kanat gerer, anne olur baba olur kardeş olur. Narin'in umutsuzluğun dibine vurduğu anlardan birinde Deniz ona şöyle der:

'Sen kendine bakacaksın. Senin kendine bakamadığın zaman da ben sana bakacağım. Hepsi bu!'

Narin, Deniz'in de desteğiyle İstanbul'da kendine bir hayat kurar, meslek edinir, para kazanır, geçmişini arkasında bırakır. Ta ki bir partide ilk aşkı Fırat'a rastlayana kadar. Bu andan sonra eski sayfalar tekrar açılır, yüzleşmeler başlar.

Son söz Hande Altaylı'dan gelsin. Kitabın sevilesi karakterlerinden Erdoğan'ın karısına duyduğu aşkı anlattığı iki leziz cümle.

'Bir kahkahasıyla güneşi açtırırdı onun karısı, saçlarını beline döktü mü kuşlar öterdi. Aslında ne güneşin açtığı vardı ne kuşların öttüğü ama işte öyle severdi Erdoğan, Ümmühan'ı.'

2 yorum:

  1. aynen sizin gibi düşünceler duygular içinde okumuştum kitabı 2012 yılı içinde, bu eleştirinizi okuyunca bir kez daha hatırladım kitabı içim kah ısındı kah hüzünle doldu. çok güzel bir kitaptı zira.

    YanıtlaSil
  2. Evet gerçekten de güzeldi. Bir de ben kitaba bayağı bir ön yargıyla yaklaşmıştım, beni şaşırttı : )

    YanıtlaSil