19 Aralık 2012 Çarşamba

Neil Gaiman ve Terry Pratchett'den Çok Acayip Bir Kıyamet Gösterisi*


'Uygarlığın, barbarlıktan yirmi dört saat ve iki öğün uzakta olduğu söylenegelmiştir.'


Doğrusu, bu kitap ile ilgili en başta bazı çekincelerim vardı. 2 yazar, ortak 1 kitap. Çok riskli değil mi? 2 kalem, 2 üslup. Tamam, yazarlardan biri Neil Gaiman, diğeri Terry Pratchett, ikisi de ayrı ayrı supır fantastiş yazarlar ama tek başlarına neredeyse birer dahi olan bu iki adam bir araya gelince ortaya çıkardıkları şey ya bir şaheser yerine facia olursa? Muhakkak ki böyle de bir ihtimal vardı ama caanım Neil ile caanım Terry oturmuşlar, mis gibi bir kitap yazmışlar. Aslında pek de oturup sakin sakin yazmış gibi değiller zira 'Nasıl yazdınız?' sorusuna şöyle cevap veriyorlar:

'Daha çok, iki ay boyunca her gün birkaç kez telefonlaşıp, heyecanla bir şeyler bağırarak ve haftada birkaç kere birbirlerine disket göndererek. O zamanlar Neil gece kuşuydu, bu yüzden öğleden sonra kalkıyor ve telesekreterinde kırmızı bir ışığın yanıp söndüğünü görüyordu. Terry'nin mesaj bıraktığı anlamına geliyordu bu ve mesaj genellikle, 'Kalksana, kalksana piç herif, harika bir parça yazdım!' diye başlıyordu.'

Kitap, adı üzerinde bize bir kıyamet gösterisi sunuyor. Tabi Neil ve Terry tarzıyla. Terry kitap için, 'Dünyanın sonu ve hepimizin nasıl öleceği hakkında komik bir roman' demiş. Gerçekten de öyle, zira bu kitapta çakal melekler, naif şeytanlar, sevimli Deccaller var. Onlardan da başka türlüsü beklenemezdi sanırım.

Konudan bahsedelim.

Ne gariptir ki hem cehennemdeki iblisler hem de cennetteki melekler tarafından heyecanla beklenen kıyamet günü çok yaklaşmıştır. Kıyamet, gayet normal bir bebek görümüyle dünya üzerinde küçük bir kasabaya bırakılan şeytanın biricik oğlu tarafından 11 yaşına gelince tabiri caizse koparılacaktır. Bu aşamada yardımcıları mahşerin dört atlısı olacaktır ama tabi ki günümüz şartlarına uyarlanmış haliyle, yani mahşerin dört motosikletlisi olarak.

'Kötü’ tarafın dünya üzerindeki elçisi Crowley tarafından hastaneye bırakılan Deccal bebeğin (Ayşe bebek oluyor, Zehra bebek oluyor da niye Deccal bebek olmasın), aynı gece çocuk sahibi olacak başka bir ailenin çocuğuyla değiştirilmesi planlanır. Fakat işler yolunda gitmez, büyük bir hata yapılır ve Deccal planlanan aileye değil de başka bir aileye, Young ailesine verilir. Bu yanlışlığın henüz kimse farkında değildir, ta ki kıyameti koparması beklenen çocuğun, bir çay kaşığından daha fazla Deccal olmadığı anlaşılana kadar.

Bu aşamada kitabın en fantastik 2 karakterinden bahsetmek gerekiyor: Crowley ve Aziraphale. Crowley ‘kötü’ tarafın, Aziraphale ‘iyi’ tarafın elçileri olarak uzun süredir dünya üzerinde yaşamaktadırlar. Crowley, 1926 model ama hala gıcır gıcır Bentley’si ile keyif çatarken; Aziraphale, nadide eserlerin bulunduğu sahaf dükkanında mutlu mesut yaşamaktadır ve çok uzun süre (gerçekten çook uzun süre) birlikte yaşamak zorunda kalan iki düşmanın başına gelebilecek kaçınılmaz durum onların da başına gelmiş, arkadaş olmuşlardır. Kitabın enfes ayrıntılarından biri de işte bu.

'Aziraphale. O bir Düşman'dı elbette. Ama altı bin senedir düşman oldukları göz önüne alınınca bir açıdan dost sayılırdılar.'

Crowley ve Aziraphale’in enteresan arkadaşlığı, edebi eserlerin çoğunda gördüğümüz salt kötü' ve 'salt iyi’ saçmalığına tokat gibi çarpıyor. Crowley özünde bolca kötülük barındırsa da küçük küçük naiflikler sergileyebiliyor ya da Aziraphale içindeki muazzam iyiliğe rağmen minik minik çakallıklar yapabiliyor.

'İnsanların çoğu kötü kalpli değildir zaten. Yalnızca kendilerini yeni bir fikre kaptırırlar; mesela asker çizmeleri giyip insanları vururlar ya da beyaz çarşaflara bürünüp insanları linç ederler ya da batik boyama kot pantolon giyip insanlara gitar çalarlar. İnsanlara yeni bir giyim tarzı verin, yürekleri ve zihinleri de hiç tereddütsüz ardından gelecektir.'


'Tarihteki pek çok zafer ve trajedinin insanların özünde iyi ya da kötü olmasından değil, insan olmasından kaynaklandığını bilmek, insanları anlamaya yardımcı olacaktır.'

Konuya devam.

Crowley’e aşağıdan, Aziraphale’e yukarıdan gelen bilgiye göre kıyamet günü gelip çatmıştır ve
artık her şey 11 yaşındaki Deccal'in yani Adem Young’ın ellerindir (Evet, ailesi Deccale’e Adem adını vermiştir). Aziraphale ve Crowley içinse bu hiç de hoş bir haber değildir zira onlar dünyada gayet mutludur! Bu yüzden şu an dünyanın herhangi bir yerinde olabilecek Adem'i bulmaları ve bu kıyamet işini durdurmaları gerekmektedir.

Bu arada şimdiye kadar ailesi ve 3 arkadaşıyla birlikte gayet normal bir çocuk gibi yaşayan Adem Young nihayet kendinin farkına varmaya başlamıştır. Ne de olsa o Deccal'dir.

'Yalnızca bize ait bir dünya, dedi Adem. İnsanlar her bi şeyi mahvetmiş ama biz onların hepsinden kurtulup baştan başlayabiliriz. Harika olmaz mı?'

Kitap boyunca birbirine zıt kavramlar sorgulanıp duruyor. İyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin. Kitabın sonlarına doğru 'kötü' tarafın elçisi Crowley şöyle diyor:

'Oturup mantıklı mantıklı düşünürsen, aklına çok tuhaf fikirler gelebiliyor. Örneğin, neden insanları meraklı yapıp, sonra görebilecekleri bir yere yasak meyve koyuyorsun ve yanına da İŞTE YASAK MEYVE! diye yanıp sönen kocaman neon bir parmak ekliyorsun?'

Kitapta, konuyu dallandırıp budaklandırmamak ve kafaları karıştırmamak adına bahsedemediğim daha birçok karakter mevcut. Doğruluğu su götürmez tek kehanet kitabının yazarı Cadı Agnes Çatlak, bu kehanet kitabını çözerek kıyameti engellemeye çalışan Agnes'in torununun torununun torunu (ve daha niceleri) Anathema Araç, kitabının öngördüğü gün Anathema'ya yardıma gelen Newton Pulsifer.

Peki bu kitap okunmalı mı? Hem de bir an önce okunmalı, ama öyle baştan savma değil, dikkatle, özenle okunmalı. Çünkü çok katmanlı, bol karakterli, bölüm içinde bölümlü, olay içinde olaylı bir kitap bu. Hiçbir ayrıntı kaçırılmamalı ki maksimum keyif alınsın.

1 yorum: