11 Aralık 2012 Salı

E. L. James'den Grinin Elli Tonu veya Obey Mr. Grey!*



Bu kitap üzerine o kadar çok yazılıp çizildi ki... Seveni çok, sevmeyeni belki daha çok. Serinin öteki kitapları bir an önce çıksın diye yayınevine baskı yapanlar da oldu, ilk kitabın sonunu dahi getiremeyenler de. Sanırım tek ortak nokta şu: Bu kitap bir şekilde kendini okutuyor!

3 kitaplık bir seri olan romanımızın ana karakterleri Anastasia Steele ve Christian Grey. Seri, adını artık herkesin bir şekilde duyduğu meşhur Twilight'ın fanfictionı. Peki fanfiction nedir? Budur: Bir dizi, film ya da kitabın konusundan, karakterlerinden veya her ikisinden yararlanıp, onlar üzerinden başka bir kurgu oluşturmak.



Burada Twilight'ın Bella'sı, Anastasia'ya; Edward'ı ise Christian Grey'e tekabül ediyor. Grey. 50 ton. Grinin 50 tonu. Romanın ismindeki küçük kelime oyunu da buradan geliyor.

Ana üniversiteden mezun olmak üzere olan, güzel ama güzelliğinin pek farkında olmayan, oldukça deneyimsiz, akıllı, soğuk, sakar bir genç kızdır, yani Twilight'ın Bella'sının bir kopyasıdır. Christian da Edward gibi müthiş yakışıklı, müthiş zengin, müthiş korumacı, kısaca müthiş müthiş müthiştir. Ve sanırım Twilight serisinde Bella ile Edward'ın uzun süre bırak sevişmeyi, öpüşememesi bile yazarın içine büyük dert olmuş olacak ki Christianımız gerçek bir seks manyağı.

Kitabın formülü de bu zaten. Yani normal insanlar ne yapar, günlük yaşamlarının içinde bir yerlerde sevişirler. Peki Christian ve Ana ne yapıyor? Sevişme aralarına günlük yaşam sıkıştırıyorlar. Kitabın özünü de işte bu sevişme sahneleri oluşturuyor.

Konudan kısaca bahsedelim. Ana, en yakın arkadaşı Katherine yerine ünlü Christian Grey ile röportaj yapmaya gider. İlk karşılaşmalarında, göstermiş olduğu türlü sakarlıklara rağmen Mr. Grey, Anastasia Steel'den çok etkilenir. Anastasia ise gerçek anlamda çarpılmışa döner zira Mr. Grey'in karizması neredeyse elle tutulabilecek kadar somut bir şekilde ortadadır. Gel zaman git zaman çiftimiz buluşmaya başlar ama Mr. Grey, Ana'ya sürekli 'Benden uzak dur, ben sana zarar veririm!' minvalinde cümleler sarfetmektedir (Bknz: Twilight, Edward, Bella). Ana, bünyesinde türlü müthişlikler toplamış (müthiş yakışıklı, müthiş zengin, müthiş vs.) bu adam hakkında gizemli bir şeyler olduğunu hissetmektedir. Sonunda Mr. Grey yaptığı teklifle hem Ana'yı hem de okurları şok eder. 27 yaşındaki Christian Grey bir sado-mazodur, şu ana kadar hiç 'normal' bir ilişki yaşamamıştır, 'aşk hayatı' kendi tabiriyle itaatkarlarına sunduğu bir kontrat çevresinde gelişmektedir. Kontratta ise bu sado-mazo ve sahip-itaatkar temalı ilişkinin sınırları çizilmektedir. Anastasia, günlük yaşamında çok sahiplenici ama yine de had safhada kibar olan Christian'ın bu sırrı karşısında şok olmuştur. Bir yanı ona evet demek isterken, öteki yanı kaçıp uzaklaşmak istemektedir. Ve olaylar olaylar...


Aslında 'olaylar olaylar' değil de, 'sevişmeler sevişmeler' demek daha mantıklı sanırım, zira sizin de tahmin edebileceğiniz gibi Anastasia, Mr. Grey'e evet diyor, bir kontrat imzalıyor ve hiç bilmediği sularda keşfe çıkıyor. Kitapta seks var, bolca seks var hatta o kadar çok seks var ki insan hakikaten bir süre sonra sıkılıyor ve 'Yeter artık, başka bişi yapın!' diye bağırmak istiyor.

Peki kitabı tavsiye ediyor muyum? Doğrusu etmiyorum. Bunun yerine okunacak milyon tane güzel kitap var. Peki ben niye bu kitabı okudum? Çünkü popüler kültürün kölesiyim, kayıtsız kalamıyorum. Serinin kalan 2 kitabını okuyacak mıyım?  Hem de paşa paşa okuyacağım zira serileri yarım bırakamıyorum, içim rahat etmiyor.

Son olarak şunu da söyleyeyim. Her popüler kitabın başına gelen, Grinin 50 Tonu'na da geliyor ve kitap filme uyarlanıyor. Başroller için bir sürü ismin adı geçiyor ama bence en uygunları Henry Cavill ve Alexis Bledel. Henry Cavill'in herhangi bir şeye uyum sağlayamayacağını düşünemiyorum zaten. Hatta uuu Henry, vay anasını Henry.

Kitaptan alıntı yapamıyorum zira o değerde tek bir cümle bile olduğunu zannetmiyorum. Onun yerine herkese benden bir doz Henry.


             

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder