10 Kasım 2012 Cumartesi

Hillary Jordan'dan Uyandığında: Kıpkırmızı Bir Distopya*

'Kişisel Bir Şey'



Teknolojiyle çok içli dışlı olmamış, içine bir miktar aşkın da yedirildiği 'naif' bir distopya 'Uyandığında'. Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkmış. Kitapta olayların geçtiği tarih kesin olarak belirtilmiyor ama bir tahminde bulunmak için öyle çok uzaklara sıçramak da gerekmiyor. Zira günümüzle büyük yakınlık gösteriyor. Hatta öyle ki kitapta bahsi geçen mevzu çok kısa süre önce Türkiye'nin bir numaralı gündem maddesiydi.

Kitap hakkında genel bir fikir edinmek için şöyle bir tablo çizebiliriz. Bir Noel akşamı, anne, baba ve iki kız kardeş masa başında oturuyorlar. Üzerlerinde gösterişten son derece uzak, sade kıyafetler var, öyle ki kızların etekleri yüksek ihtimal diz altı, küçük bir ihtimal de diz boyu. Renkler tabi ki siyah, kahverengi ya da gri. Masada hindi, patates püresi filan var ama içecek olarak zinhar alkol yok. Baba masanın üzerinde ellerini kavuşturmuş 'Tanrım bize verdiğin nimetlere şükürler olsun' minvalinde dua ediyor, ailenin geri kalan bireyleri ise dudaklarında küçük birer tebessümle huşu içinde onu dinliyor. Evlerinin en belirgin aksesuarı da başında dikenli teli, yüzünde mağrur ifadesi ile çarmıha gerilmiş İsa.

Aile hakkında biraz fikir edindik sanırım.

Romanımızın kahramanı işte bu evin küçük kızı Hannah.

Hannah, dindar ailesi tarafından çok katı bir inanç sistemiyle yetiştirilmiş. Bu inanç sisteminin kadına biçtiği en temel rol iyi bir eş ve anne olmak. Eğitim tabi ki mühim değil.

İliklerine kadar işlemiş bir Tanrı inancı var, ama o hep korkuyor. Günah işlemekten, cehennemde cayır cayır yanmaktan, şeytanın kuklası olmaktan, ailesini utandırmaktan.

Duygu ve düşünce namına ne varsa hepsinin itinayla bastırıldığı gayet tekdüze bir yaşam sürerken, bir gün her şey tepetaklak oluyor ve o kendini bir anda hoop aşık olmuş, bir anda hoop hamile kalmış, bir anda da hoop kürtaj masasında bacaklarını ayırmış vaziyette buluyor. Ama kürtaj yasak. Kürtaj demek cinayet demek, cinayet demek suç demek, suç demek yargılanmak demek. Hem de öyle böyle bir yargılanma değil.

Hannah deri renklendirme cezasına çarptırılıyor. Suç işlemiş insanlara, işlediği şuçun niteliğine göre bir virüs enjekte ediliyor ve bu virüs derinin rengini değiştiriyor. Eğer kaldırımın karşısında limon gibi sapsarı bir adam görürseniz bilirsiniz ki o adam bir hırsız. Bayrak gibi kıpkırmızı bir kadın mı gördünüz, al sana katil.

Yasadışı kürtaj yaptıran Hannah'nın başına gelen de bu.

Kitabın can alıcı noktalarından biri olan bu renklendirme mevzusunda yazar, Afro-Amerikalılar üzerinde yakın zamana kadar aleni bir şekilde, şimdilerde ise gizli kapaklı uygulanan insanlık dışı muameleden etkilenmiş. Onları kendi aralarında kapalı bir hayat sürmeye zorlamak, halka açık yerlerdeki tuvaletleri beyazlar-renkliler diye ayırmak, kimsenin tenezzül etmediği işlerde çalıştırmak gibi.

Kitap distopyanın olmazsa olmazlarından yani gelişmiş teknolojiden de bahsediyor tabi. Akıllı ev sistemleri, akıllı arabalar, web tabanlı gelişmiş kişi arama sistemleri vs. Ama bence yemekte garnitür, salatada sos neyse bu kitapta da teknoloji o. Burada ana yemek insanın zerre değişmeyen doğası. Dün neyse bugün de o, bugün neyse yarın da o olacak. Kendinden farklı gördüğünü ez. Şartlar uygunsa acımasızca ez. Uygun değil mi? O zaman merhamet kisvesi altında ez, iyilik kisvesi altında ez, bir şekilde kulpuna uydur da öyle ez.

Sözün özü yazar çok iyi bir iş çıkarmış. Gayet doğal bir tavırla, zaten bildiğimiz ama müthiş bir beceriyle görmezden geldiğimiz gerçekleri çat çat yüzümüze vurmuş. Son söz de kitaptan gelsin.

'Bu kişisel bir şey.'

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder